Genel GÜNDEM Köşe Yazısı SPOR 

DERBİ MERBİ

Süper Lig Panorama, 28. Hafta:

Ülke sporunun sembol ve örnek isimlerinden olan efsane “Sinyor” Can Bartu’yu saygıyla anıyoruz…

Geride bıraktığımız 28. hafta, oldukça kritik iki maça sahne oldu. Beşiktaş-Başakşehir ve Fenerbahçe-Galatasaray maçları, ligin sonucuna direkt etki edebilecek niteliğe sahip mücadelelerdi. Haftanın en kârlı takımı olan Beşiktaş, uzun zamandır üstünlük kuramadığı Başakşehir’i mağlup etmeyi başardı ve ilk iki sırayla arasındaki puan farkını azalttı. Lider Başakşehir’in haftayı puansız kapatması ve rakibinin kırk beş dakika bir kişi eksik oynamasıyla eline büyük bir fırsat geçen Galatasaray ise Kadıköy’deki galibiyet hasretini sonlandıramadı. 1-1 sonuçlanan derbinin son yıllarda alışıldığı üzere akılda kalan birincil tarafı, mazisel büyüklüğünün aksine ortaya çıkan kötü futboluydu. Bu derbi midir, merbi midir, adını her ne koyarsanız koyun, futbolun güzelliği adına kimseyitatmin etmediği çok açık ve ne kadar daha böyle sürecek belirsiz. Haftanın takımı, lider Başakşehir’i mağlup eden ve özellikle ikinci yarıdaki oyunuyla dikkat çeken Beşiktaş’tı. Trabzonspor’lu Abdülkadir Ömür’ün Bursaspor’a karşı kaydettiği gol ise haftanın en güzel golüydü.

Cumartesi günü lider Başakşehir’i ağırlayan Beşiktaş’ta Şenol Güneş, rakibinin en etkili oyuncusu olan Visca’ya önlem almak adına sol bekte Medel’i, önünde ise defansif özellikleri olan Caner’i kullandı. Sezonun ilk yarısındaki maçta olduğu gibi, ilk on dakika tempolu ve baskılı başlayan ev sahibi ekip buna rağmen nitelikli bir atak gerçekleştiremedi. Bu dakikalarda Lens ve Gökhan’ın sağ kanatta üst üste binmesi, orta sahanın hücum geçişlerinde doğru tercihleri yapamaması Beşiktaş’a aradığı gölü getirmedi. Öyle ki bu denli yüksek tempoda başlayan bir takım için golün gecikmesi işlerin daha da zorlaşması anlamına geliyordu. On beşinci dakikadan sonra ise maçın kontrolü tamamen Başakşehir’e geçti. Beşiktaş’ın yüksek enerjili baskısını doğru paslarla aşmayı başaran konuk takım bir nevi Manchester City’cilik oynadı. Rakibinin savunmadaki boşluklarını hızlı ve etkili paslarla doldurmaya çalışan Başakşehir, bir süre Loris Karius’un kurtarışlarına takıldı. Nihayetinde 35. dakikada Robinho’nun ayağından gelen golün fragmanı çoktan yayınlanmıştı. Üstelik golün asistini yapan Visca’ya kaleci Mert Günok’un gönderdiği uzun top dikkat çekiciydi. İlk yarının büyük bir bölümünü üstün oynayan Başakşehir’e karşı Beşiktaş’ınkullanabileceği en büyük silah duran top tehdidiydi. Nitekim dakikalar 42’yi gösterdiğinde can simidi gibi gelen Beşiktaş golü bir duran top organizasyonuydu. Gökhan Gönül’ün kafa vuruşunu çelen Mert, dönen toptaAtiba’nın golüne engel olamadı ve ilk kırk beş dakika 1-1’lik skorla sonuçlandı. İkinci yarının başında ise bambaşka bir Beşiktaş vardı sahada. Medel’i sol bekten merkeze çeken Şenol Güneş orta saha üstünlüğünü eline aldı ve Başakşehir’in rahat bir şekilde oyun kurmasını engelledi. Dorukhan ve Atiba’nın yüksek temposu Başakşehir’in ayağa pas oyununu bozdu ve konuk takım hiç alışık olmadığı bir şekilde, geriden uzun vurarak oynamak zorunda kaldı. Fakat takımın en ucundaki isim Robinho olunca, bütün toplar duvardan seker gibi Beşiktaşlı oyuncuların kucağına düştü. Bu dakikalarda coşkusu ve yüksek enerjisiyle bir nevi Liverpool’culuk oynayan Beşiktaş, sağ kanattan Gökhan Gönül’ün sürüklediği atakta Burak Yılmaz ile golü buldu. Burak’ın 51. dakikada kaydettiği golde yaptığı net vuruş dikkat çekiciydi. Skoru hızlı bir şekilde lehine çeviren Beşiktaş, Kagawa’nın da oyuna girmesiyle daha rahat pas yaptı ve skoru tutmayı başardı. Doğal olarak maçın son bölümünde Başakşehir en azından beraberliği kurtarmak adına baskısını artırdı fakat oyuna sonradan dahil olan Arda Turan ve Demba Ba’nın etksisiz oyunları skoru değiştirmek için yeterli değildi. İlerleyen yaşına rağmen ortaya koyduğu performans ile alkışların büyük bir bölümünü toplayan Atiba Hutchinson 2-1’lik galibiyetin mimarlarından biriydi. Quaresma olduğunda kör bir kuyuya düşmüşçesine tek bir yoldan kurtuluşu düşünen siyah beyazlılar, Portekizli’nin olmadığı maçlarda daha farklı çözümler üretebilecek karakteri ortaya koyabiliyor. Elbette birkaç maçtır değişen yahut değişmeye gayret eden Beşiktaş profilini yalnızca Quaresma’nın olmamasına bağlamak haksızlık olur, fakat üstü kapalı bir rahatlama sağladığı da ortada. Bu sonuçla liderliğini sürdüren Başakşehir 61 puanda kalırken, şampiyonluk olmasa da ikincilik umutlarını koruyan Beşiktaş ise 53 puana yükseldi.

Fenerbahçe ve Galatasaray, pazar gününün ve haftanın merakla beklenen maçında Kadıköy’de kozlarını paylaştı. Bir gün önce Başakşehir’in sahadan puansız ayrılması, şampiyonluk yolunda inisiyatifi eline almak isteyen Galatasaray’ın iştahını biraz daha artırmıştı. Fenerbahçe ise bütün beklentilerinden vazgeçtiği ve hayal kırıklıklarıyla devam eden bu sezonda, ezeli rakibine karşı on dokuz yıldır süregelen üstünlüğünü kaybetmeyerek en azından bir teselli bulma niyetindeydi.Fatih Terim, Luyindama ve Marcao’nun yokluğunda Semih Kaya ve Ryan Donk ikilisini tercih ederken, Ersun Yanal’ın sağ bekte başlattığı Nabil Dirar ve sol önde kullandığı Mathieu Valbuena, kısmen beklenenin dışında seçimlerdi. Maç orta saha çarpışmalarıyla başladı. Topu kontrolüne alıp belirgin bir oyun aklını sahaya koyabilen taraf olmayınca, ortaya sert mücadeleler çıktı ve bununla birlikle sıklıkla faul düdükleri duyuldu. Zaten bu iki takım arasında son yıllarda oynanan maçlarda futbol adına ortaya çıkan olumsuz tabloyu düşününce, kimse artık cenneti düşlemiyordu ama bir umut, bu geleneğin değişebileceğine inanmak istiyordu tabii insanlar, futbolu sevenler. Fakat ilk yarıdaki kötü tablo, düşük tempo ve keyifsiz futbol, diğer gözüyle aynı saatlerde oynanan Liverpool-Chelsea maçını seyredenlerin dikkatini o tarafa itiyordu. Maçın en belirgin kırılma anlarından biri 45. dakikada yaşandı. Semih Kaya’nın muhtemelen gelişigüzel uzaklaştırdığı ve Fenerbahçe savunmasının arkasındaki boşluğa düşen topu kovalayan Mbaye Diagne’ye yaptığı faul sonrası kırmızı kart gören Hasan Ali Kaldırım takımını on kişi bıraktı. Bunun sonucundaErsun Yanal, ikinci yarıya Dirar’ı sol beke, Moses’ı sağ beke çekerek başladı. Galatasaray’da ise ilk yarıda gördüğü sarı kart sonrası kırmızının kıyısında dolaşan Belhanda ikinci yarıya çıkarken yerini Emre Akbaba’ya bıraktı. Topu kontolünde tutan fakat alan yaratmakta zorlanan Galatasaray, üretkenlikten uzak futbolunun doğal sonucu olarak aradığı pozisyonları bulamadı. On kişi kalmış ve ideal olmayan bekleriyle alarm veren rakibine karşı etkisiz kalan sarı kırmızılılar, buna rağmen 66’da aradığı golü bulmayı başardı ve deplasmanda öne geçti. Nitekim Onyekuru’nun kafasıyla gelen golde Moses’ın hatası, Ersun Yanal’ın bu bariz defekte daha önce önlem alması gerektiği gerçeğini ortayaçıkarıyordu. Galatasaray öne geçtiğinde bütün sarı kırmızılı camia şampiyonluğa bir adım daha yaklaştığının heyecanıyla, Fenerbahçe ise uzun yıllar sonra rakibine iç sahada maç kaybedecek olmanın telaşıyla yüzleşti. Bu durumu ortadan kaldıracak tek ihtimal, Fenerbahçe adına gelecek erken bir goldü. Bu golün gecikmesi durumunda atmosfer bambaşka bir tabloyu doğurabilirdi. Eljif Elmas’ın 71. dakikadaki golü maçı 1-1’e getirdi. Dirar’ın ceza sahasının sol tarafındanverdiği pasta Soldado’nun topun üstünden atlaması, Eljif’i ceza sahasında bomboş bir pozisyonda bıraktı ve genç oyuncu düzgün bir vuruşla golü kaydetti. Maçın son bölümünde oyunun kontrolü tamamen Galatasaray’daydı fakat gelişigüzel denemelerin sonuç doğurmayacağı çok belliydi. Günümüz futbolunda sahaya akıl koyabilecek ve realistik çözümler üretebilecek kararlar almanın önemi oldukça büyük. Uzun boylu stoperi veya kadrodaki bütün forvetleri rakip ceza sahasına gönderip doldur boşalt oyunuyla sonuç aramak artık komik bir hâl almaya başladı. Maç sonunda Fatih Terim’in hakemlerin kararlarına olan isyanı ve sonucu bu kararlara yorması, ülke futbolunun dinamikleri göz önüne alındığında, kendisine has bir durum değil ve haliyle anlaşılabilir. Artık takımı sahadan mağlup ayrılan teknik direktörlerin hakemle ilgili bir boşluk yakalayıp oradan kaşınmaya çalışması gelenek hâline geldi. Fatih Terim, bulunduğu ithamlar dışında meramında haklı da olsa, eline geçen bu fırsatı nasıl teptiğinin analizini yaparken kendi hatalarını es geçer de bütün sırrı hakemlerin kararlarına bağlarsa büyük bir yanılgının içine düşmüş olur. Bubituzak’ın pek güzel şarkısı Olan Olur’da şöyle bir söz geçer: “Sırrı çözdüm diye dolanıyorsan, o baktığın camdır ayna değil.” Elbette bu sonucu Galatasaray üzerinden okurken, Fenerbahçe’nin vasat görüntüsünü de es geçmemek lazım. Maçın yarısını eksik oynamak kötü ve deaktif futbola bir bahane sayılabilir ancak eksik olunmayan dakikalarda, hatta ve hatta Ersun Yanal geldiğinden beri belirgin bir şekilde olumluya eğrilen bir çizgi çizilemediği de açık. Galatasaray bu beraberlikle lider Başakşehir ile arasındaki puan farkını beşe indirdi. Fenerbahçe ise 33 puanda 14. sırada.

Küme düşme tehlikesinin ortasında kalan iki takımdan Bursaspor kendi sahasında Trabzonspor’a mağlup olurken, Göztepe ise Çaykur Rizespor deplasmanından puansız döndü. Bu iki takımın altında yer alan Erzurumspor ve Akhisarspor arasında oynanan maçta ise gülen taraf 2-1’lik skorla Erzurumspor oldu. Böylelikle son altı haftaya girilirken küme düşme hattı son derece ilginç bir tabloya bürünmüş vaziyette. Ankaragücü, zorlu Kayseri deplasmanından 2-0’lık galibiyetle dönerken, Konyaspor-Sivasspor ve Yeni Malatyaspor-Alanyaspor karşılaşmaları 1-1 sonuçlandı. Haftayı galibiyetle kapatan diğer takım ise sahasında Kasımpaşa’yı 1-0’la geçen Antalyaspor oldu.

Fırat DEMİR

Benzer Haberler

Leave a Comment